Kuran ahlakından habersiz insanların genel özelliklerinden bir tanesi iyilik gördükleri ya da rahat yaşadıkları zaman bunu kendilerinden zannetmeleri ve şımarıklığa kapılmalarıdır. Başlarına bir kötülük geldiği zaman da hemen suçlayacak birilerini aramalarıdır. Oysa Allah'ın adaleti sonsuzdur ve her kötülük kişinin kendisinden kaynaklanmaktadır. Ayette şöyle buyrulur:
Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir… (Nisa Suresi, 79)
Kuran'da inkarcıların olayları sapkın değerlendirmelerine yönelik örnekler verilmiştir. Örneğin Firavun ve çevresindekilerin başlarına kötülük geldiğinde bunu, Hz. Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğu olarak yorumladıkları ama aslında asıl uğursuz ve kötülük kaynağı olanların kendileri olduğu Araf Suresi'nde şöyle haber verilmiştir:
Onlara bir iyilik geldiği zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah Katında asıl uğursuz olanlar kendileridir ama onların çoğu bilmezler. (Araf Suresi, 131)
Yukarıdaki örnekte gördüğümüz gibi, dinden uzak insanlar her durumda suçlayacak birilerini ararlar. Kendi yaptıkları çirkinlikleri ve hainlikleri görmezlikten gelir ve iyi insanları kötülükle suçlamaya çalışırlar. Oysa yukarıdaki ayette de dikkat çekildiği gibi asıl kötülüğün kaynağı kendileridir. Eğer bu insanlar iyiyi kötü, hayrı da şer olarak yorumluyorlarsa bunun tek sorumlusu da kendileridir.
Kader Gerçeğini Yanlış Anlamak
İnsanlar hayatları boyunca gelecekleri için, ertesi gün veya bir saat sonrası için çeşitli planlar yaparlar. Bu planlar kimi zaman önceden tasarlandığı gibi gerçekleşir, kimi zaman ise beklenmedik gelişmeler dolayısıyla aksar. Dinden uzak insanlar bu aksamaların tesadüfen meydana geldiğini zannederler.
Gerçekte ise ne planlanan programlar işlemekte, ne de umulmadık aksamalar olmaktadır. Bu plan ister gerçekleşsin, ister gerçekleşmesin bir insanın karşısına çıkan olayların tümü, sadece o kişinin kaderinde, Allah'ın önceden takdir etmiş olduğu olaylardan ibarettir. Bir ayette bildirildiği gibi; "Gökten yere her işi O evirip düzene koyar..." (Secde Suresi, 5) Ve yine bir başka ayette bildirildiği gibi; "Allah herşeyi kader ile yaratmıştır."(Kamer Suresi, 49)
Her insan aslında kendi planladıklarını yaşadığını düşünse de işin aslında Allah'ın kendisi için yarattığı kaderi yaşıyordur. Bu sebeple insan bir şeyler yapıp kaderini değiştirdiğini düşünse de aslında yine sadece kaderinde olduğu için bunu düşünüyordur. Hayatının hiçbir anı kaderinin dışında değildir. Koma durumundayken ölen insan kaderinde olduğu için ölür, aylar sonra komadan çıkıp sağlığına kavuşan ise yine kaderinde olduğu için kurtulmuştur.
Kaderi tam olarak kavrayamamış olan insan için ise tüm olaylar rastgele meydana gelen gelişmelerin, rastlantıların eseri olarak gerçekleşir. Bu insan, evrendeki herşeyin başıboş olarak varlığını sürdürdüğünü zanneder. Bundan dolayı da başına kötü bir şey geldiği zaman bütün bunları "şanssızlık" olarak adlandırır.
Oysa insanın akıl ve muhakeme yeteneği oldukça sınırlıdır; üstelik insan zaman ve mekanla sınırlı bir varlıktır. İnsanın başına gelen istisnasız tüm olayları ise zaman ve mekandan bağımsız, "sonsuz bir akıl" sahibi olan Allah planlamaktadır. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)
Bu büyük gerçeğin bir sonucu olarak insanın yapması gereken tek şey, her olayın hayır olarak yaratıldığını bilerek, Allah'ın kendisi için belirlemiş olduğu kadere teslim olmaktır. Nitekim gerçekten iman etmiş olan insanlar, hayatlarındaki herşeyin Allah'ın kendileri için belirlemiş olduğu kadere tabi olduğunu, bir hikmet üzerine yaratıldığını bilerek yaşarlar. Bunun sonucunda da mutlak hayra kavuşurlar. İnananların gösterdikleri bu güzel ahlak ve sarsılmaz teslimiyet Kuran'da şöyle anlatılmaktadır:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Sonuçta insan hayır olarak da değerlendirse, şer olarak da değerlendirse olacak olanı engellemeye gücü yetmez. Hayırla değerlendirmekle kazanır; şer olarak görürse sadece kendine zarar vermekten başka bir şey elde edemez. İnsanın pişmanlık dolu sözler kullanması veya isyankar bir tavır göstermesi kaderindeki bir saniyeyi olsun değiştirmez. Bu sebepten dolayı da kula düşen tek sorumluluk Allah'ın sonsuz adaletine ve kendisi için belirlediği kadere teslim olup bütün olaylara hayır gözüyle bakmak, kalben mutmain olmuş bir "kader izleyicisi" olmaktır.
Şeytan Hayrı Görmeyi Engellemek İster
Şeytanın son derece nankör ve isyankar olduğu bizlere Kuran'da haber verilmiştir. Onun, insanlara sağdan, soldan, önden ve arkadan yaklaşacağını, insanları doğru yoldan saptırma amacı uğruna her yolu deneyeceğini de ayetlerden öğrenmekteyiz. Şeytanın bu menfi amacına ulaşmak için başvurduğu en önemli oyunlardan biri, insanın başına gelen olaylardaki hayırları görmesini engellemek, böylece Allah'a karşı nankör ve isyankar olmasına neden olmaktır. Kuran ahlakının güzelliklerini kavrayamayan, dinden uzak yaşayan, ahireti unutarak ömürlerini boş amaçlarla geçiren insanlar şeytanın bu tuzağına düşerler.
Şeytan bu insanların özellikle hassas noktalarını bularak o yönlerden kalplerine vesvese vermeye çalışır; onları Allah'a ve O'nun belirlediği kadere karşı isyan etmeye çağırır. Örneğin bir kişi komşusu trafik kazası geçirdiğinde bu olayın kaderlerinde olduğunu rahatlıkla onlara hatırlatabilir. Hatta "verilmiş sadakanız varmış, önemli olan kurtulmanız, Allah sizi korudu" gibi sözlerle karşı tarafı sakin leştirmeye çalışabilir. Ama kendisi ve ailesi benzer bir olaya maruz kaldığında aynı olgun tavırları gösteremez. Şeytanın tahrik ettiği nefsinin oyununa gelerek isyan etmeyi daha kolay görür. Çünkü olayların hayrını görmeye çalışmak, Allah'a teslimiyet göstermek ve tevekkül etmek vicdan işidir. Eğer kişi vicdanını yeteri kadar kullanmazsa böyle olaylarda daima yanlış tavır gösterecektir.
Şeytanın hayrı görmeyi engellemesi her konuda kendini gösterebilir. Vesvese verme özelliğini kişinin yaptığı işlerdeki hayırlı yönleri göstermemek için de kullanır. Mesela Allah rızası için hayırlı bir harcamada bulunacak bir mümine gelecek korkusu vermeye, malının azalacağı, kendisinin açıkta kalacağı gibi hisler vermeye çalışır. Şeytanın bu oyunu bir ayette şöyle haber verilmiştir:
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor. Allah ise, size Kendisi'nden bağışlama ve bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Bakara Suresi, 268)
Ama bunların hepsi boş kuruntulardır. Şeytanın bütün bu sinsi planları salih müminlere asla etki etmez. Çünkü müminin hayırlı harcamalar yapmasındaki hedefi dünya hayatındaki rahatı veya çıkarları değildir. Asıl amacı ihtiyaç içinde olanlara yardım ederek Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Bu nedenle şeytan inananlara bu tarz vesveselerle yaklaşamaz ve onları aldatamaz. Şeytanın inananlar üzerinde etkili olamayacağını Allah Kuran'da bildirmiştir:
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 200-201)
Buraya kadar anlattıklarımızdan da anlaşıldığı gibi şeytan, özetle, hayrı engelleme konusunda başlıca iki yönde insanlara yaklaşır. Birincisi; hayırlı, güzel bir davranışı engellemek için elinden geleni yapar ve insanları yegane amaç olarak dünyanın süsüne yöneltmeye çalışır. İkincisi ise; olaylardaki hayırları ve hikmeti görmelerini engellemeye çalışır. Özellikle insanlara bir musibet isabet ettiğinde bu olayları "şer" gibi göstererek insanları Allah'a isyana sürüklemeye çalışır.
Halbuki Allah, insana sayarak bitiremeyeceği kadar çok nimet sunmuştur. Doğumundan ölümüne kadar her anında verdiği nimetler ile sayısız lütufta bulunmuştur. İşte bu yüzden Allah'ı dost ve vekil edinen müminler karşılaştıkları bir olayın hikmetini o anda anlamamış olsalar bile Allah'a dayanıp güvenirler ve sonunda muhakkak bir hayır olacağını düşünerek sabrederler. İçinde bulundukları durum ne olursa olsun asla isyankar daranmazlar veya şikayetçi bir tavır göstermezler. Bilirler ki çok vahim gibi görülen bir durumda olsalar da, bu durum eninde sonunda kendilerinin lehine dönecektir. Ve Allah'ın izniyle karşılaştıkları zor olay, belki de ahiretlerinin kurtulmasını sağlayacak çok önemli ve hayati bir dönüm noktası olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder